Didim Özgürses Gazetesi | Yaşanılası bir Didim için

UNUTULMUŞ KENT MYUS

UNUTULMUŞ KENT MYUS

Yanılmıyorsam beş yıl önceydi. Bisiklet grubundan iki arkadaşla, ara sıra pedal bastığımız Azap Gölü parkurundan  Myus’u aramak için saptık Büyük Menderes’in alivyon yollarına. Bulamadık.
Bir yıl sonra Ahmet Kansay ile tekrar sürdürdük bu arayışı ve ilkinde “tam da kıyısından” döndüğümüzü anladık. Hüzün, hayıtların büyük özenle gizlediği bu kentte gördüklerimizin bizde bıraktığı tortu oldu…
 İon Birliği'ni oluşturan  kentlerin (Phokaia, Klazomenai, Erythrae, Teos, Kolophon, Lebedos, Ephesos, Priene, Mydnos ve Miletos ile birlikte Khios ve Samos) en küçüğü, Lebedos ile birlikte en yoksul ve önemsizi Myus.

Kurulduğu dönemlerde yakınında bulunan Milet ve Priene gibi Ege Denizi kıyılarında yer alan bir liman kenti olmuş, zamanla Büyük Menderes 'in getirdiği alüvyonların onu denizden koparmasıyla önemini kaybetmiş. Strabon ( tarihçi, coğrafyacı ve filozof) zamanında o kadar küçülmüş ki politik açıdan Milet'e bağlı hale gelmiş ve sonunda tamamen terk edilmiş.
İki kez de, başkalarına hediye edilme onursuzluğunu yaşayan bir kent Myus…
İ.Ö. 480 yılındaki Salamis Deniz Savaşının Atinalı kahramanı Themistokles sonraları gözden düşüp yurdundan sürüldüğünde, Pers kralının dostluğunu kazandığı ve yaşamını sürdürmesi için kralın ona üç kent verdiği anlatılır.

Ekmek için Magnesia, şarap için Lampsakos ve opson için Myus. Opson Türkçedeki “katık” sözcüğünde karşılığını bulur ve et olsun, balık, peynir ya da zeytin olsun “ekmeğin yanında yenecek herhangi bir yiyecek” anlamına gelir. Eski Yunanlılarda da ekmek temel besindi ve bugün Türklerin yaptıkları gibi ekmeğin yanında et ya da balık yiyorlardı. Myus’un Themistokles’e sağladığı opson, hiç kuşkusuz öncelikle balıktan oluşmuştu.
İ.Ö. 201 yılında Makedonia Kralı V. Philippos, ordularıyla Anadolu’dan geçer. Ellerindeki erzak tükendiğinde Magnesialılara başvurur. Onlar da krala bir miktar incir verirler, çünkü tahılları yoktur. Bundan hoşnut kalan kral Myus’u ele geçirince, incirlere karşılık kenti Magnesialılara armağan eder.

Myus’un tarihçesi Maiandros (Büyük Menderes) Nehri’nin getirdiği milin tarihçesidir de. Kent İ.Ö. 499 yılında hala önemli bir limandı ve buraya 200 savaş gemisinden oluşan bir filo demir atabilmişti. Beş yıl sonra, Perslerle yapılan Lade Deniz Savaşına yalnızca üç gemiyle katıldı. Savaşa girmeyi göze alan kentler içinde sadece (bir yarı-kent sayılan) Phokaia bu kadar az gemiye sahipti. Myus’un Delos Birliğine (MÖ 477 yılında, sayıları 150 – 173 arasında olan Grek kent devletleri arasında oluşturulan ve MÖ 404 yılına kadar devam eden askeri politik birlik.) katkısı da İonia kentlerinin ödediği en düşük tutardı.

İ.Ö. 390 yılında, en azından özgür bir kentti hala. Bazı topraklar yüzünden Miletos ile anlaşmazlığa düşmesi, özgürlüğüne işaret etmektedir. İ.Ö. 201’de ise bir miktar incire karşılık, elden çıkarılabilecek kadar gözden düşmüştür. 2.yüzyıl başlarında Miletos’un, Myus için kutsal sayılan bir arazi üzerinde hak iddia etmesi, kentin Miletos etkisine girdiğini gösterir. Sonrasında nüfusu o denli azalır ki , bir kente özgü işlevleri gerçekleştirmemeye başlar ve politik birlik kimliği altında Miletos ile birleştirilir.
Bu arada sıtma ve Maiandros’un mili durmaksızın etkilerini sürdürmekteydi. Artık deniz yoluyla Myusa ulaşma olanağı da kalmamıştı. Küçük tekneler ile 4.83 km. boyunca nehirden ilerlemek gerekiyordu.
Pausanias (Lidyalı gezgin ve coğrafyacı) durumu şöyle betimlemiştir. “Myus’un yakınında küçük bir koy vardır. (sözünü ettiği koy büyük olasılıkla günümüzdeki Azap Gölü) Maiandros bu koyun ağzını çamurla kapayarak onu bir lagüne dönüştürdü. Deniz geri çekilip, lagün de bir tatlı su gölüne dönüşünce, buradan o kadar çok sivrisinek türedi ki, Myus’lular kenti terk etmek zorunda kaldılar. İçlerinde kült heykellerinin de bulunduğu taşınır eşyalarını yanlarına alarak Miletos’un yolunu tuttular. Myus’a uğradığımda, ak mermerden yapılmış Dionysos Tapınağı dışında hiçbir şey göremedim.”

Pausanias’ın değindiği Dionysos Tapınağından günümüze kalanlar ise mermer temellerin bir bölümü ile bir parça Kyklop tarzı istinat duvarı ve beyaz mermerden bir tek sütun kasnağıdır. Çevrede kayalara oyulmuş birtakım evler, mezarlar ve sarnıçlar dışında dönemden, ayakta duran başka kalıntı da yoktur.

Ören yerinde işlenmiş taşlara ender rastlanması, bu tür malzemenin yeniden kullanılmak üzere Miletos’a taşınması olasılığı ile açıklanmaktadır. Nedeni ne olursa olsun, İonia’da kazı görmüş hiçbir ören yeri bu denli az buluntu vermemiştir.

Myus ören yerinin günümüzde ayakta kalan tek yapısı “Avşar Kale” denilen ve bahar aylarında yöreyi (binlerce yıldır olduğu gibi) tarifsiz güzel kokulara boğan hayıtlar arasındaki küçük bir Bizans kalesidir.

Kaynak:
http://soke.gov.tr/myus-antik-kenti
https://www.gezipedia.net/500-myus-myos-antik-kenti-tanitimi.html
tr.wikipedia.org

mehmet tevlim

 








Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!