Didim Özgürses Gazetesi | Yaşanılası bir Didim için

KÖYÜMDE GÖRDÜKLERİM

KÖYÜMDE GÖRDÜKLERİM

Zeki Sarıhan

Pandemi nedeniyle üç yıl gitmediğim köyümü çok özlemiştim. Gerçi köydekilerle haberleşmemiz eksik olmuyor ama insanın gözüyle görmesinin yerini hiçbir ey almıyor.

Fatsa ilçesinin 27 km. güneyinde, beş mahalleden oluşan Beyceli köyünü, bu sayfada ara sıra anlatıyorum. Ama her gidişimde köydeki değişiklikler üzerine ben de hayretler içinde kalıyorum. Köyüme bakarak ülkedeki baş döndürücü gelişmeyi öğreniyorum.

Değişimin en göze görünür eseri, 15-20 yıldır hemen hepsi yenilenen evler ile gene hemen her evin otomobile kavuşması. Köyde artık yük ve binek hayvanı beslenmiyor. Büyük küçük herkesin elinde bir cep telefonu var. Köyün yaz ve kış nüfusu değişiyor. Ocak ayında TÜİK 600 hane, 1045 nüfus saymış.Bazı ailelerin Fatsa’da da evi var.

Liseliler de içinde olmak üzere 90 öğrenci taşımalı eğitime götürülüyor. Okul çağında olup da okul gönderilmeyen tek bir kız öğrenci yokmuş. Köyün yolu iki yıl önce asfaltlandı, arabalar köy içinde vızır vızır işliyor. Geceleri mahallelerde yanan sokak lambaları ateş böcekleri gibi karanlığı deliyor. Benim gibi bir köylü çocuğu ve kararlı bir köycü, bu gelişmeler karşısında nasıl sevinmez?

16 Haziran günü hemşerim avukat Zekâi Sana, bir duruşmaya gidiyormuş. Beni evden aldı, köyüme kadar götürdü. Köyde 9 gün kaldım. Ölen komşular için ailelerine başsağlığına gittim. Yakınlarımın mezarlarını ziyaret ettim. Mezarlıktaki tanıdıklarımın, yaşayan tanıdıklardan fazla olduğuna karar verdim! Beni tanımayanlara “Bakkal Erol’un kardeşiyim” diye tanışıklık verdim. Oğlu Sabri, 2005’ten beri babasının ticaret işini devraldı. “Sabri’nin amcasıyım” demem de yeterli. Bizim şimdi kardeşim Ayhan’ın oturduğu ortak bir evimiz, kız kardeşimin ve yeğenlerimin evleri var.

Bir gün yakın akrabalar iki otomobille serin yaylalara gittik. Ağu çiçeklerinin fotoğraflarını çektik. Taşçı ustası babamın yaptığı ve ailenin 75 yıl önce terk ettikleri tek gözlü basit taş evin temel taşları üzerine oturup dertlendik. Perşembe Yaylası’ndan tereyağı, peynir, kuşburnu ezmesi aldık.

Komşu ziyaretlerinde köydeki siyasi eğilimler üzerinde de sohbet ettik. Herkes pahalılıktan yakınıyor. Geçen yıl 2 lira olan fındık gübresi, bu yıl 7 liraya çıkmış! Benim 8 dönümlük bahçeye ortakçınınattığı 700 kilo gübre bedeli olan 4.900 lirayı ödemek zorunda kaldım. Artık fındık bahçesini işleyecek ortakçı bulmak zorlaşmış. Gübre parasını bölüşmüyorlar, bahçe sahibi öderse, o da nazlanarak ortakçılığı kabul ediyorlar.

Kapitalizmin bu birkaç on yılda hızlı gelişmesi köylüyü birçok bakımdan rahatlatmış. Bu yüzden kamuoyu yoklamalarında da görüldüğü gibi iktidar partisinden kitle halinde bir kopuş görünmüyor. Henüz bıçak kemiğe dayanmamış!

Yetmiş, seksen yıl önce köyümüzde ancak birkaç zengin köylü vardı. Gerisi orta ve yoksul köylülerden oluşuyordu. Günümüzde yoksul köylülüğün ölçüsü sayılan başkalarının işinde de çalışan birkaç kişi kalmış. Gerisi orta köylülüğe terfi etmiş. Hatta onlar da kendi fındıklarını Güneydoğu’dan gelen tarım işçilerine toplatıyorlar.

Türkiye’nin Batısı ve Ankara sele suya giderken, Orta Karadeniz bölgesinde olan köye aylardır damla düşmemiş. Toprak susuzluktan yarılmış. Yalnızca bir gün yağan kısa bir sağanak toprağın susuzluğunu gidermedi. Yağmazsa fındığın içi olgunlaşmaz.

Birkaç yıldır dikkatimi çeken bir konu da köylünün odun derdinin kalmayışı. Eskiden bir hayvan yükü odunu orman ve koruluklardan kesip getirmek nerdeyse bir gün alırdı. Şimdi orman gibi olmuş fındık bahçeleri bu ihtiyacı da fazlasıyla karşılıyor.

İnsan ilişkilerinde şöyle bir gelişme olmuş. Dışardakiler köye gelince ev “hoş geldin” demek için gelenlerle dolardı. Artık böyle bir durum görünmüyor. Beni ziyarete yalnız emekli bir meslektaşım geldi. Köye gelenlerle artık sokakta veya Cuma namazında cami avlusunda karşılaşıyorsunuz. Gurbete gidenler de köyün çıkışına kadar yolcu edilirdi. Şimdi otomobiline binip gidenlerden haberiniz olmuyor.

Perşembe günleri gelen sebzeci, köye manavda alabileceğiniz her şeyi getiriyor. Anı gün köye gelen doktor, ilaç yazıyor ve eczacılar bunları köylere gönderiyor. Herkes emekli veya sigortalı olduğundan sağlık harcamaları çok azalmış.

Kardeşiyle konuşmayanların sayısı bir hayli fazla. Bunun başlıca nedeni, mirasın hakkaniyetle bölüşülmemesi veya öyle sayılması.

Fetöcülük suçlamasıyla sıkıntıya giren aileler var ve ilginçtir bunların hepsi yoksullardan!

Demirciköy ve Yassıtaş köylerinde akraba ve birkaç arkadaşı ziyaret ettim. Fatsa’da birkaç emekli meslektaşla buluştum. Fatsa’da Roma dönemine ait bir yerleşim yerinde yapılmakta olan kazıyı gördüm. İlk kez gördüğüm tarihi bir manastır yıkıntısında fotoğraf çektirdim. On bin kişinin çalıştığı Organize Sanayi bölgesinin içinden geçerek Fatsa’daki gelişmeye de tanık oldum. Kent adamakıllı büyümüş, yayılmış. Her markayı Fatsa’da görmek mümkün.

26 Haziran günü, Fatsa Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi’nde, Ankara Fatsalılar Derneği’nin Halk Türküleri Korosu bir konser verdi. Konser parasız olduğu halde salonun ancak yarısının dolu olması can sıkıntısına neden oldu. Dernek başkanı Fahri Çetin Çavuşoğlu’nun ifadesiyle “Fatsa’nın yetiştirdiği tarihçi” sıfatıyla koro yöneticisine sahnede bir demet çiçek verirken bunu söylemek zorunda kaldım. O akşam koroyu getiren otobüsle Ankara’ya döndüm…

(27 Haziran 2022)

 








Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!