Didim Özgürses Gazetesi | Yaşanılası bir Didim için

DİYANET NE İŞE YARAR?

DİYANET NE İŞE YARAR?

Cumhuriyet’i kuranlar, dini kamusal alandan çıkarmak, din işleriyle dünya işlerini birbirinden ayırarak hurafeyi engellemek ve halkı din esnafından korumak için bazı önlemler aldılar.

Aydın din adamı yetiştirmek amacıyla 1924’te, İstanbul’da İslam Tetkikleri Enstitüsü ve değişik illerde 29 imam hatip okulu açıldı.

3 Mart 1924’te Şer’iyye Vekaleti kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Aynı tarihte 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasası ile eğitim kurumlarının tümü Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı.

Daha sonra 677 sayılı yasayla tekke ve zaviyeler, türbeler ve tarikatlar kapatıldı; şeyhlik, dervişlik, müritlik, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık gibi, eylem ve unvanlarla; bu unvanlarla ilgili giysiler yasaklandı. Yasaya aykırı davrananlara para ve hapis cezası öngörüldü / uygulandı.

1925’te Elmalılı Hamdi (Yazır) ve Mehmet Akif (Ersoy)’un görevlendirildiği Kur’an’ın çevirisi 10 yıllık çalışmadan sonra hadislerle birlikte 1935’te yayınlandı. Böylece, birçok dile çevrilmiş olmasına karşın günah diye Türkçeye çevrilmesi yüzyıllarca engellenen İslam’ın temel kaynağını, Anadolu insanı da en yetkin isimlerden okuyup anlama olanağına kavuştu.

1928’de “Yeni Hutbelerim” adı altında hurafeden arındırılmış hutbeler kitap halinde hazırlanarak camilere gönderildi.

1929’da ilkokullar için “Cumhuriyet çocuğuna din dersleri” kitabı hazırlanıp dağıtıldı.

1932’de, namaza çağrı (ezan) Türkçeleştirildi.

Bu arada, Cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak 1950’ye kadar geçen sürede 352.000 dini kitap basıldığını; Osmanlı’da basılan toplam dini eser sayısının ise yalnızca 143 olduğunu Osmanlı hayranları için not edelim. 

***

Halkın saf ve temiz inançları üzerine çöreklenip bir kuruşluk değer üretmeden yoksulluklar ve acılar üzerinde kurdukları saltanatı yüzyıllardır sürdüregelen inanç esnafını etkisizleştirmeden cumhuriyeti güvenceye almak olanaklı değildi. Cumhuriyeti kuranlar, laikliği kurumlaştırmadan ümmeti ulusa ve kulu bireye dönüştürmenin ve halkın birliğini ve dirliğini sağlamanın başarılamayacağının bilincindeydiler. Diyanetin kuruluş amacı tam olarak budur.

Diyanetin ilk başkanı Kurtuluş Savaşındaki üstün çabalarıyla tanıdığımız M. Rifat Börekçi’dir. Ölümüne kadar 17 yıl süreyle bu görevi yürütmüş, dinin vicdanlardaki yerine taşınması ve hurafe ile mücadele alanında çok önemli hizmetlerde bulunmuştur. İzleyen dönemde de 80’li yıllara kadar diyanetin, yasaların kendisine yüklediği görevleri yerine getirdiği söylenebilir.

Ancak, 12 Eylülden sonraki dönemde durum tersine dönüyor. Diyanet, giderek boyutlanan bir çaba içinde, laiklik ve cumhuriyet karşıtı örgüt ve eylemlere destek oluyor.

Kamu hizmeti yapmadığı halde ulusal bütçeden kendisine ayrılan 16 milyarı aşkın bütçeyle yetinmeyen bu yapının, her yıl ek ödenek kullandığını ve Diyanet Vakfı gelirlerinin de 1 milyar 275 milyon lirayı bulduğunu düşünürsek, yaklaşık 20 milyarlık bir bütçeyle toplumu dinselleştirme çabalarının sürekli boyutlandığı sonucuna varabiliriz.

Nitekim, son on yılda 4 binden fazla ilkokulun kapatıldığı bu güzelim memlekette;

Prof. Dr. Esergül Balcı’nın verdiği bilgilere göre, “400’ü aşkın tarikat ve bunlara bağlı 2 bin 480 yurtla 800’ün üzerinde medrese var. Tarikat okullarında 210 bin ve medreselerde 10 bin dolayında çocuk eğitim alıyor. Tarikat bağlantılı yurtlarda 225 bin öğrenci kalıyor. Okul, yurt, ev, tekke ve medreselerde, yurt dışındaki dini merkezlerde eğitilmiş ‘seyda’ adı verilen eğitmenlerin elinde yaklaşık 1 milyon çocuk eğitim görüyor.”

Başka neler oluyor;

Üretime, eğitime, sağlığa, adalete bir kuruşluk katkısı olmayan Diyanet, yayınladığı fetvalarla yaşamımızı düzenlemek için koyduğumuz kurallara el atıyor.

Anayasaya ve kuruluş yasasına aykırı olarak piyangodan yılbaşı kutlamalarına, bitkoinden evde köpek beslemeye, babanın şehvetle kızını öpmesinden buluğ yaşına… kendince kurallar koyuyor.

Devletin, dini kendi sınırları içinde tutmak amacıyla kurup, kamu kaynaklarıyla finanse ettiği DİB; laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu kayda geçen AKP’nin iktidarıyla ivme kazanan bir çaba içinde, kol kanat gerdiği örgütlerle devletin kontrolünden çıkıp devleti yönetmeye soyunuyor.

Laikliği dinsizlik diye sunan uyanıklar, ‘dindarlık mı, laiklik mi’ biçiminde ortaya koydukları yanlış ikilemle bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar.

Başat inancı, (Emevi İslamı) yaşamın her alanına yayma ve laiklik karşıtı yapılara yasal zemin sağlama amacıyla tarikat ve cemaatlere kol kanat gererek insanları farklı inançlara göre ayrıştıran DİB, ‘devrim muhafızları’nı çağrıştıran Gençlik Kollarını kurduğu camilerde şimdi de minber dokunulmazlığı istiyor.

Psikolojik gelişim evrelerini tamamlamalarına fırsat verilmeden bütün çocuklar başat inanç doğrultusunda din eğitiminden geçirilerek kindar ve dindar bir kuşak yetiştirebilmek için Diyanet Akademisiyle Eğitim Birliğini dinamitliyor. (Yazık ki yüce mecliste bu yasaya karşı oy kullanan çıkmadı)

Toplumu din kurallarına göre yönetmenin altyapısını hazırlamak için, Ayasofya ibadete açılıyor ve Diyanet İşleri başkanı resmi kisvesiyle ve kılıcıyla verdiği hutbede Atatürk’e lanet okuyor.

Bayram ve özel günlerdeki hutbelerde Atatürk yok sayılıyor, Atatürk düşmanı Mısıroğlu ziyaretiyle topluma mesaj veriliyor, adli yıl dualarla açılıyor ve bu Diyanet; çocuk istismarlarıyla kadına yönelen şiddet konusunda kılını bile kıpırdatmıyor.

***

Yaşadığımız gelişmelerin sınıfsal yapı dışında ele alınıp değerlendirilmesi eksiklik olur. Bu açıdan bakıldığında bir tarafta toplumları yönetenlerle onların bağlaşıkları bir elleri yağda, bir elleri balda safahat içinde yüzerken; öte yanda her şeyi üretenler, açlıkla tokluk arasındaki eşikte debelenip duruyorlar. Onların itirazını engelleyebilecek en ekonomik araç da din.

90 bin camide 190 bin personelle, 100 bin dolayında Kuran kursu, 5 bin 138 imam hatip okulu ve 105 İlahiyat Fakültesiyle beslenen Sünni İslam’ın yasadışı ruhbanı, (gerçek din adamlarını ayrı tutuyorum) kazların yolunurken bağırmamaları için olmazları olduruyor. Şükür vaazlarıyla yoksulluğun ne denli onur verici bir durum olduğunu ve öbür tarafta mutlu olabilmeleri için her şeyin hazır ve nazır onları beklediğini durmadan, dinlenmeden anlatıp erktekilere yol açıyor.

Ne yapmalı’ ya gelince, iki farklı yaklaşım var:

Birincisi Diyanetin, yeniden Anayasa ve kuruluş yasasındaki yerine dönmesidir. Bunun ancak Atatürk’ün izlediği devrimci bir tutumla gerçekleşebileceğini belirtelim. İkincisi de, devletin dinsel yaşamdan çekilerek bu alanın sivilleştirilmesi ve laiklik ilkesi doğrultusunda etkin bir denetimin sağlanmasıdır.

İki yaklaşımın ortak yanı; gırtlağına kadar siyasete batarak iyiden iyiye yıpranan Diyanetin, nicedir topluma zarar vermekte oluşudur.

  

 








Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!