Didim Özgürses Gazetesi | Yaşanılası bir Didim için

ALİ BUGÜN İLK AYAKKABISINI GİYDİ

ALİ BUGÜN İLK AYAKKABISINI GİYDİ

Zeki Sarıhan

Son paylaşımıma iliştirdiğim 1952’de çekilmiş aile fotoğrafında önde üç çocuk çömelmiş durumdayız. 10 yaşındaki Fadik (Fatma), 8 yaşındaki Ali (Ben) ve 3 yaşındaki Aydın (Ayhan) yalın ayaktık. Fadik, yalın ayak olmasından utanarak entarinin eteğiyle çıplak ayaklarını gizlemiş.

Bu ilk aile fotoğrafımızdı. Nasıl çekildiğini de hatırlıyorum. Beşikte olan ve fotoğrafta ablamın kucağında görünen Şevki’nin beşik toprağı için Değirmenbaşı’na doğru, yolun üstünden akan ince toprak almaya gönderilmiştim. Geri döndüğüm zaman, bel kaymasından bir yıl boyunca alçıda yatmaya mahkûm annem dışında ahşap evimizin üst tarafında fotoğraf için sıralandık. Babam, kucağında Şevki ile ablam, ağabeyim Erol ayakta, sıra ile ben Aydın ve Fadik ün sırada çömelerek poz verdik. Akrabalardan biri, fotoğraf makinasıyla köye gelmişti.

Varlığından haberdar olduğumuz bu fotoğrafı, araya sora yıllar sonra bir akrabada bulduk. Birçok yerinden kırılmış durumdaydı. Onu Ankara’ya getirerek onarması için bir fotoğrafçıya verdik. Onarılmış ve çoğaltılmış olarak teslim aldığımızda, ayaklarımızın çıplak olduğu anlaşılmasın diye önlerinin otlarla örtülmüş olduğunu gördük! Fotoğrafçı, yalın ayak olmamızdan utanacağımızı düşünerek yıllar sonra bu kusuru otlarla örtme yoluna gitmişti…

Neden utanacakmışız ki? Varsın talih utansın! Bugün hayatta olan milyonlarca köy kökenli kişinin yaşam koşulları öyleydi. Köydeki ölçülere göre gene de köyün en yoksullarından değildik. Bir atımız, sağmal bir ineğimiz, öküzümüz, çeşitli parçalardan oluşan 40 dönüm kadar tarla ve bahçemiz vardı.

1950’li yılların başlarıydı. Bir önceki kuşaktan duyduğumuza göre hemen bütün orta ve yoksul köylüler, uzun yıllar yalın ayak çalışmışlardı. Yardan yuvarlanmış bir hayvanın derisinden diktikleri çarıkları sabah giyerek mahalleden çıkanlar, tarla yoluna saptıklarında eskimesin diye, çarıklarını çıkararak boyunlarına asarlarmış!

Dış kapımızın üstünde kurumuş çarıklar asılı bulunurdu ve kapı açılıp kapanınca bunlar tak tuk kapıya vururdu.

Ayakkabı bilinmez değildi. Dedemin 1930’larda çekilmiş bir fotoğrafında ayağımda ayakkabı görünüyor. Babam 1940’larda Zonguldak’ta işçiymiş. Onu ziyarete giden amcamın ayağımda çarık, babamın ayağında deri ayakkabı var. Halalarımın fotoğraflarında ayaklarında ayakkabı var. Ancak şehre gidecekleri veya fotoğraf çektirecekleri zaman kızlar birbirlerinden ödünç ayakkabı alırlarmış.

Biz çocuklar tamamen yalınayak dolaşır ve hayvan güderdik. Ayaklarımız nasır bağlar, sık sık da diken gibi sivri şeylerin batmasıyla şişip zonklardı. Büyüklerimiz, topuk içine gömülen diken ucunu ateşte mikrobu öldürülmüş iğnelerle çıkarmaya çalışırdı. Dikenin battığı yeri yumuşatan bir etli ot yaprağının akşamdan ayağa sarılarak sabahleyin dikenin çıkarıldığı da olurdu.

ALİ İLK AYAKKBIYI NE ZAMAN GİYDİ?

Ah, not tutan yoktu ki tarih söyleyelim. Oysa aile ve kişisel tarih bakımından ne kadar da önemli. Yalnız çok sevindiğim için ilk ayakkabı giydiğim akşamı hiç unutmuyorum.

1950’li yılların başıydı. Amerika, Çok çocuklu ailelere Marşal Yardımı dağıtıyormuş. Babamla annem şehre gitmişler, aldıkları Marşal yardımıyla Sümerbank’tan bir şey almışlardı. Bunların arasında bana aldıkları bir çift kara lastik de vardı. Akşam aldıkları öteberiyi beş numara gaz lambası ışığında mutfağa yaydıklarında herkesi bir sevinç kapladı. “Bu da Ali’nin” dedi, annem, lastik ayakkabıyı heybeden çıkardı. O zamana kadar hiç ayakkabı giymemiştim. Merakımdan sabahı bekleyemedim. Lastikleri giydim. Mutfakta bir ileri bir geri giderek ayakkabı ile nasıl yürüneceğini anlamaya çalıştım. Dorusu, insanı ayakları yerden kesildiği için “yer tutuşu” çıplak ayak kadar güvenli değildi. Yerin sertliği, yumuşaklığı fark edilmiyordu.

O gece yatağa ayakkabıyla girdim ve sabahı zor ettim. Sabah olunca evin önündeki harman yerinde hiçbirisinin ayakkabısı olmayan, çarık bile giyememiş arkadaşlara lastiklerimi gösterecektim. Onlarla aramızda bir fark oluşturacağı için bir bakıma da üzüntülüydüm!

İnsanların büyük çoğunluğu, hele bütün çocuklar gibi gördüğü yardımın nerden geldiğini araştıracak durumda olamayanlar sonra neler neler öğreniyorlar. İlk ayakkabıyı Amerikalıların yardımıyla giymiş olmam benim için ne kadar acıdır. Daha böyle ikinci Dünya Savaşı sonrasında 20 kuruşa Amerikan buğdayı da ekmek olarak boğazımızdan geçti.

Marşal yardımı, Türkiye’yi ve 15 Avrupa ülkesini komünizmden korumak için yapılmış. Bunun bedeli de Türkiye’nin Avrupa’nın tahıl ambarı olmayı ve ağır sanayiden vazgeçmekmiş. Marşal Yardımı ve benzeri programlar kendi amaçlarına ulaşmış sayılırlar.

Bir köylü çocuğunun ilk kez giydiği lastik ayakkabının arkasında ne kadar büyük ve anlamlı bir hikâye var!

Artık yalın ayak gezenimiz yok. Çarık giyen de. Kara lastik ancak tarım kesiminde kullanılıyor. Fakat kaderimizde değişmeyen bir şey var. Dışarıya bağımlılık… Bugün gördüğüm iki banka, parasını dolara çevirmek isteyenlerle doluydu.

Hem ülkenin dışarıya bağlı olmayan, kendine yeten bir ekonomisini kurmak hem de yoksulluğu ortadan kaldırmak mümkün değil miydi? (17 Aralık 2021)

zekisarihan.com    

  








Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!