Hüseyin ÖZALP | Didim Özgürses Gazetesi | Bağımsız Günlük Siyasi Gazete

Arşiv

firma-ekle

İstatistikler

  • 610942Toplam ziyaretçi:
  • 77Bugün kü ziyaretçiler:
  • 752Dünkü ziyaretçiler:
  • 1Online olan ziyatçiler:

Bu alana Reklam Verebilirsiniz DİDİM ÖZGÜRSES GAZETESİ Telefon: 0 533 591 72 59

Hüseyin ÖZALP

9 (1)Atatürk’ü sahiplenmeye elbette en fazla devrimcilerin hakkı vardır. Çünkü kuşkusuz Atatürk, tarihimizdeki en büyük devrimcidir.

Elbette Marksist devrimcilik ile Atatürk devrimciliği farklıdır. Ancak önemli ortak noktaları ikisinin de emperyalizme karşı olmasıdır.

Bu yüzden emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmaya çalışan bütün ülkeler ve liderler Atatürk’ü örnek almışlardır.

Bu yüzden Atatürk’ün yurtdışındaki belki de tek anıtı, dünyanın son sosyalist ülkelerinden biri olan Küba’dadır. Bu yüzden Che Guavere’nin çantasında nutuk taşıdığı rivayet edilir. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Genellikle bu köşede AKP’ye yönelik eleştiri içeren yazılar okuyorsunuz.

Ancak bu kez AKP’nin önemli bir başarısından söz edeceğim.
Böyle önemli bir başarıya AKP dışında hiçbir iktidar imza atamazdı.
Sizi AKP iktidarının ilk yıllarına götüreyim.
Sistemin çarpıklıklarını ve önceki iktidarların yanlışlarını kullanarak mağduriyet edebiyatı ile iktidara gelen AKP, ABD-AB ve toplumun önemli bir kesiminin desteğiyle, herkese daha fazla özgürlük ve demokrasi vadediyordu.
2003 yılında Sabah gazetesinin AKP ve Parlamento muhabiri olarak çalışıyordum. 19 Mayıs Gençlik Bayramı törenleri Hipodrom’da yapılıyordu.
Bu törenler sırasında, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, stadyumlarda askeri geçit törenleriyle yapılan milli bayram kutlamalarının otoriter devlet anlayışının ürünü olduğunu söyledi. Faşist İtalya’dan alınan bu kutlama şeklinin terk edilmesi ve bayramların halka maledilmesi gerektiğini vurguladı. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Anıl Çeçen Hoca ile tanışıklığımız Ankara kitap fuarında başladı. Ulusal Sol adlı kitabının yeni baskısını Tanyeri Kitap yayınlarından çıkardık.

Kitap çalışmaları nedeniyle defalarca görüşmelerimiz, etkinliklerimiz oldu. Anıl Çeçen’i ofisinde her ziyaret edişimde, ilginç ve farklı karakterlerle tanıştım.
Katıldığımız etkinliklerden biri, 2013 yılı Eylül ayında Didim Belediyesi tarafından düzenlenen Didim Barış Şenlikleri’ydi. Prof. Dr. Anıl Çeçen, İlhan Selçuk’un teşvikleriyle yazdığı “Ulusal Sol” kitabını imzalıyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yargılanması hakkında kararlarından sonra soruşturma üzerine soruşturma geçiren Osman Kaçmaz da yaşadıklarını kaleme aldığı “Linç” adlı kitabını imzaladı. Sözcü gazetesi muhabiri Ali Ekber Ertürk gezi olaylarını gün gün anlattığı belgesel nitelikteki “Güneşin Evlatları-Bir Direniş Efsanesi” adlı kitabıyla okuyucularıyla buluşmuştu. Benim de “Son Kale-Kuşatılan Yargı” ve “AK ASKER” adlı kitaplarımla katıldığım imza günü etkinliğimiz oldu. Eşim Avukat Meral Tanyeri Özalp de üç gün süren etkinlikler boyunca bize eşlik etti. Bu sürede Anıl Hoca ile derinlemesine ülke ve dünya meselelerini konuşma imkânı bulduk. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Bu yazımda da size etkilendiğim bir filmden bahsedeceğim.

Bilgisayar biliminin kurucusu sayılan İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog Alan Turing’in yaşamını anlatan 2015 yapımı The Imitation Game (Yapay Oyun) filmi, Türkiye’de de Enigma adıyla gösterildi.
Alan Turing, İcat ettiği bilgisayarın atası sayılacak makine ile Nazilerin, Enigma olarak adlandırılan şifre sistemini çözüyor. İngiliz hükümeti, Enigma’nın deşifre edilmesiyle sağlanan istihbaratı önemli bir strateji geliştirerek kullanıyor. Almanların özellikle büyük baskın operasyonlarına karşı müttefik güçlerini uyararak önlem alınmasını sağlıyor. Birçok saldırı ise şifre sisteminin çözüldüğü anlaşılmaması için görmezden geliniyor. Sonra bu operasyonların farklı kaynaklardan haber alındığı bilgilerini yayıp sızdırıyor.
Yıllar sonra Turing makineleri üzerine yapılan araştırmalar, bilgisayarın doğmasını sağlıyor. Ancak benim üzerinde durmak istediğim konu bu değil, bu daha çok bilim insanlarının incelemesi gereken bir alan.
Turing, hükümetin kontrolündeki gizli projesini büyük zorluklarla yürütüyor. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Cemil Çiçek’in unutamadığım bir sözü vadır: “Benim tek seçmenim var. O da partimin genel başkanı.”
Sistemin çarpıklığını anlatan bu söz, Cemil Çiçek’in siyasette nasıl bu kadar uzun süre kalabildiğini de açıklamaktadır.
Türkiye’de siyaset sistemi zaten öteden beri tek adam üzerine kuruludur. Siyasi partilerin milletvekili, belediye başkan adaylarının belirlenmesinde son söz genel başkanlara aittir. Partinin yönetim kademesindeki kişilerin bile listeye girme konusunda hiçbir garantisi yoktur.
Bu yüzden siyasetçi halk için çalışmaz, genel başkanı için çalışır. Siyasetçinin seçilebilmesi için memnun etmesi gereken tek kişi vardır. Halkın memnuniyetini sağlamış olsa bile o tek kişiyi memnun edemediyse seçilmeyi bir yana bırakın listeye girmesi bile mümkün değildir.
Türkiye’de siyasetin ve halk iradesinin güçlenebilmesi için bu çarpık sistemin değişmesi temel şarttır. Adayların ön seçim ile belirlemesi ve genel başkanın bu konudaki yetkilerinin en aza indirilmesi sağlanmadan sağlıklı bir demokrasiden söz edilemez. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın valilere yaptığı konuşmayı baştan sona izleme talihsizliğini yaşadım.

Önce ABD’ye verdi veriştirdi, sonra hükümetin izlediği dış politikayı eleştiren profesörlerden söz etti ve bunları televizyonda dinlerken nefret ettiğini söyledi.
Ardından gezi olaylarında kendisine muhalefet eden kitleye sözü getirdi. Duvarlara yazılan, “Zulüm 1453’te başladı” diye düzmece bir slogandan bahsetti.
Ardından da gezi eylemlerine katılan ve destek verenleri, kısacası bütün muhaliflerini “Bizans’ın torunları” ilan etti.
Bu söylem bile dış politikada izlenen gerginlik politikasının, iç politikadaki sıkışmışlığın ve çıkmazın sonucu olduğunun göstergesi.
Erdoğan, anayasa referandumunda da aynı taktiği kullanarak meyvesini aldı. Bir yandan Batı düşmanlığı ile muhafazakâr oyları toplarken diğer yandan hayır cephesini topyekûn terörist ilan etmekten kaçınmadı.
Bizans torunları konusuna gelince, söylenecek çok söz var. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Türkiye için Abdullah Öcalan neyse Irak için Barzani odur.

Türkiye, Irak ve Suriye’yi yıllarca toprak bütünlüğünü tehdit eden PKK terör örgütüne destek vermekle suçladı. Hatta Türkiye ile savaşın eşiğine gelince Suriye, Öcalan’ı ülkeden kovmak zorunda kaldı.
Irak’ın toprak bütünlüğü için bugün en büyük tehdidi Mesut Barzani oluşturmaktadır.
Sadece Irak’ın değil elbette, Türkiye’nin toprak bütünlüğü için de böyledir.
Ecevit, Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurulmasını savaş sebebi sayacağını açıkladığı için iktidardan indirilmiştir. Hem de Öcalan’ı kucağına vererek kendisini iktidara taşıyan ABD tarafından.
Peki, Barzani’nin devlet kuracak güce ulaşması yalnızca ABD ve İsrail’den aldığı destek ile mi olmuştur? Hayır, Türkiye’nin uzun vadede Barzani’ye verdiği destek ABD’nin ve İsrail’in desteğinden çok daha fazladır.
Bu sadece AKP hükümeti dönemiyle sınırlı değildir üstelik.
Türkiye, Irak’ın başına bela olan Barzani isyanını iki kuşaktır destekliyor.
Yakın tarihten çarpıcı bir örnek vereyim: HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Hiç kuşkunuz olmasın, Almanya ile yaşanan süreç bir danışıklı dövüştür.

Böyle bir kavgadan kimin kazanıp kimin kaybettiğine bakılım önce. Kazanan Tayyip Erdoğan ile Merkel’dir. Kavganın şiddetinin artması, iki siyasetçinin de oy hanesine aynı oranda kazanç olarak yansımaktadır.
Referandum sürecinde Almanya ve Hollanda ile yapılan kavgaların primini yiyen Erdoğan, bu gerilimi düşürmeye niyetli görünmüyor.
İç politikaya yönelik olarak, Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında bu gerilimin bir süre daha devam edeceğini öngörmek zor değil.
Almanya ile yaşanan gerginliğe tıpkı İsrail ile yaşanan “van münit” olayına benzetmek mümkün. Davos’taki bu olay da danışıklıydı. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşkilatlara yaptığı “defolu kişilerle böyle bir mücadeleyi yürütemeyiz” uyarısı, “defolu siyasetçi” kavramını da gündeme taşıdı.

Cumhurbaşkanı bu sözüyle önemli bir itirafta bulunuyor: AKP içinde bakan, belediye başkanı başta olmak üzere çok sayıda defolu insan var. Kimin defolu olup olmadığı konusuna girmek yerine, işin en başına göz atmakta yarar var. AKP’nin kuruluş dönemine gidersek, defonun oradan başladığını görürüz.

Malumunuz AKP’nin çekirdek kadrosu, Milli Görüş geleneğinden kopan ekibe siyasetin çeşitli kanatlarından bazı siyasetçilerin katılması ile oluştu.

Partinin kuruluş çalışmalarını yürüten Erdoğan o dönemde Çankaya’nın Yıldız semtinde bir ofis tutmuş, görüşmeler yapıyordu. Mehmet Bekaroğlu ile Mehmet Mir Dengir Fırat o dönemde Fazilet Partisi’nin gelenekçi yani Erbakancı kanadında olan iki isimdi. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Yeni kabinede dikkatimi çeken iki bakan ve bir anıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Birini kişisel olarak da iyi tanıyorum.

Tanıdığım isim olan Ahmet Demircan ile başlayayım. Demircan dürüst bir siyasetçi, iyi bir insandır. Bu yüzden insani olarak hakkını teslim etmeliyim.

Tanıdığım Ahmet Demircan tavizsiz bir gelenekçiydi. Milli görüşteki bölünme sonrasında hiç tereddütsüz Erbakan’ın yanında saf tutmuştu. Erbakan’ın en güvendiği insanlar arasındaydı; öyle ki Erbakan onu yakın adamlarına kurdurduğu ANBA Holding’in başına getirdi.

Oysa o dönemde yenilikçiler birçok milletvekiline vaatlerle kanca atıyorlardı. Mesela çok ısrar ettikleri isimlerden biri de Veysel Candan’dı. Dürüst ve başarılı bir siyasetçi olan Candan, partilerin kuruluş dilekçelerinin verildiği son dakikaya kadar kendisine yapılan ısrarlara “onuruma yediremem diyerek ret yanıtı vermişti. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Yeni Osmanlıcılık moda olunca, son Padişah Vahdettin’in, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan düşman işgali sırasında takındığı tavır da son yılların en önemli tartışmalarından biri haline geldi.

Toplumumuzun genel yapısı itibariyle bir kesim bütün yanlışlarıyla Osmanlı’yı sahiplenirken, diğer kesim ise neredeyse tümüyle ret psikolojisi içinde davranıyor.
Osmanlı, günahıyla sevabıyla bizim geçmişimiz oysa.

Vahdettin’in vatan haini olup olmadığı konusu biraz vicdani, biraz siyasi ve tamamen tarihi bir mesele.
O yüzden ben bu konuda bir kanaat açıklamayacağım.
Farklı bir yaşam hikayesine dikkatinizi çekeceğim.
Kralın Seçimi (The King’s Choice) adlı bir filmi izlediğimden beri Vahidettin’i düşünüyorum sürekli.

2016 yapımı film, Norveç Kralı VII. Haakon’un yaşamını anlatıyor.
İkinci Dünya Savaşı’nda Norveç tarafsızlığını ilan ediyor. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)AKP, şimdi Avrupa Birliği’ne esip gürlüyor ya…

Cumhurbaşkanı her fırsatta, Türkiye ile ilgili kararları Hans’ın alamayacağını söylüyor.
Ne yazık ki gerçek bunun tam tersi.
Evet, Türkiye ile ilgili birçok konuda beğenseniz de beğenmeseniz de Hans karar verecek.
Çünkü, milli irade çoktan Avrupa Birliği’ne teslim edildi.
Hem de AKP eliyle.
Hatırlayın AKP, bir zamanlar Avrupa Birliği’nin bir dediğini iki etmiyordu.
İşte o zamanlarda milli iradeyi de Avrupa Birliği’ne teslim etti.
Nasıl mı?
Hafızalarımızı tazeleyelim… HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Bu alana Reklam Verebilirsiniz DİDİM ÖZGÜRSES GAZETESİ Telefon: 0 533 591 72 59

Çizerimiz

Mehmet TEVLİM

Köşe Yazarlarımız

Erdoğan ŞAHİN

Kaya ÇETİN

Cengiz KOÇ

Mustafa ÖGE

Bülent ELDEN

Aydın KÜÇÜKAL

Zeki SARIHAN

Doğan GÜNEŞ

Yunus LENGERANLI

Özgür YAVUZYILMAZ

PROF. DR. AYDIN FINDIKÇI

Murat KAFADAROĞLU
Adnan GÜRKAN
Zeynep KULAKÇI
Şükrü KUNDAKÇI
Haydar PINARBAŞI
Hüseyin ÖZALP
Türker ERTUNCAY