Hüseyin ÖZALP | Didim Özgürses Gazetesi | Bağımsız Günlük Siyasi Gazete

Arşiv

firma-ekle

İstatistikler

  • 658182Toplam ziyaretçi:
  • 66Bugün kü ziyaretçiler:
  • 897Dünkü ziyaretçiler:
  • 1Online olan ziyatçiler:

Bu alana Reklam Verebilirsiniz DİDİM ÖZGÜRSES GAZETESİ Telefon: 0 533 591 72 59

Hüseyin ÖZALP

9-1-1  Akıl ve bilim yerine dogma ve dini referans alır. Bu yüzden en temel ekonomik meseleleri bile akıl yerine inanç yoluyla çözmeye çalışır. Mesela, dinin haram saydığı faizi düşürerek, enflasyonu indirebileceğine ve milli paranın değerini koruyabileceğine inanır. Faizin enflasyonun sonucu değil, nedeni olduğuna inanır ve üretmeden tüketme sistemini sürdürür. Destek aldığı en önemli nokta, kayıtsız şartsız itaat ve cehalet olduğu için sorunların teşhisinde hiçbir tutarlılık ve mantık aramaya gerek yoktur. Öyle ki dolar ile Allah’ı mukayese etme gafletinde bulunulması bile aymazlığın ortadan kalkmasını sağlamaz.

Lidere kutsiyet atfeder, bu yüzden de lider yanlış veya hata yapıyorsa mutlaka bir hikmeti vardır. Sorgulamaz, itaat eder. Yalan söylemek, gerçekleri çarpıtmak onun amacına ulaşması için mubahtır. İçki büyük haramdır ama yetim hakkı yiyeni sorgulamaz. Haram para, İmam Hatip yapmak için kullanılırsa zemzem olur onun için. Bazıları daha da ileri gider, kaynağı apaçık hırsızlık olan paranın hilafet hakkı olduğunu bile savunur. Hırsız, katil, terörist, çocuk tacizcisi kendinden ise cansiperane kanat gerer. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9-1-1 “Nasıl bir Didim istersin?” sorusuna vereceğim yanıt, “Çocukluğumdaki Didim’i isterim” olur. Çünkü Didim’e her gelişim bende hayal kırıklığı, üzüntü ve geçmişe özlem duyguları uyandırır.

Gözlerim, Tevfik’in tepesinden aşağı salındığınızda inci gibi dizilmiş hükümet evlerini arar. Gördüğüm manzara karşısında yüreğim burkulur. Yıkılan hükümet evlerinin yerine, balkondan balkona atlayacak kadar birbirinin içine girmiş çirkin apartmanlara bakınca gözlerim yaşarır. Öyle hızlı değişir ki Didim, her geldiğimde akrabalarımın evlerini bulmakta zorlanırım. Diğer yandan çocukluğumun geçtiği Apollon mabedinin etrafındaki eski köyün her seferinde daha virane olduğunu görmek yüreğimi dağlar.

Didim’de tatil sitesi sayısı da beş altı civarındaydı çocukluk yıllarımda. Rant uğruna öyle çarpık, plansız ve programsız yapılaştı ki belediye asla yeterli hizmet veremez hale geldi. Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Bir tatil beldesi olarak Didim’in Türkiye’de ve dünyadaki imajı çok kötüdür. Yerli ve yabancı turistin en alt gelir ve kültür grubundan olanları Didim’i tercih etmektedir. Geçtiğimiz haftalarda Didim Turizm Derneği Başkanı da Özgürses’te yayınlanan röportajında bunu teyit ediyordu. Didim’de bu bozulma yaşanmadan önceki yıllarda çok kaliteli turistin geldiğini hatırlatıyordu. Gençlik yıllarımdan hatırlıyorum Didim, İngiltere’de en kötü turizm merkezi seçilmişti. Maalesef o yıllarda Didim turizmcileri ve yöneticiler bu fırsatı değerlendiremedi. Her geçen gün değerine değer katacak yerde Didim’in marka değerini giderek düşürdüler. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9-1-1AKP her seçim öncesi idam konusunu ısıtıp ortaya sürüyor. Başkanlık için yapılan anayasa değişikliği referandumundan önce de yoğun bir idam tartışması yaşadık.

Oy amacıyla bu tartışmaları her seçim öncesi gündeme taşıyan AKP’nin samimiyetini test edelim şimdi. Çünkü 2002 yılında idam cezasının kaldırılmasına destek vererek Öcalan’ı asılmaktan kurtaran yine AKP’dir. Üstelik AKP, çirkin bir pazarlık neticesinde idamın kaldırılmasına destek verdi.

Referandum öncesi Erdoğan idamı yeniden gündeme getirince Avrupa birliğinden tepkiler gelmeye başladı. Bunun üzerine Erdoğan, işin içine Allah’ı ve dini ve da karıştırarak 12 Kasım 2016 tarihli konuşmasında şunları söylüyordu:

“bu konuda ben milletimin hassasiyetini biliyorum. İdam ile ilgili konu TBMM’nin gündeminde. Bununla ilgili kararı Batı değil biz veririz. Millletimin ne istediği aslolandır. Şahsa karşı işlenen suçun tek af yetkisi onun varislerindedir. George ne demiş, Hans ne demiş bizi ilgilendirmiyor. Allah ne demiş bizi o ilgilendiriyor. “

O dönemde kaleme aldığım bir yazıyı yeniden sizin bilginize sunmak yararlı olacaktır diye düşünüyorum. İşte o dönemde yazdıklarım:

İdam cezasının kaldırılmasına ilişkin düzenleme 2002 yılında Meclis’te kabul edildi. Şimdi idam cezasını geri getirmek isteyen AKP’nin o zaman ne yaptığını kısaca anlatayım:  HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9-1-1Hüseyin Özalp

Seçimlerden sonra Atatürk’e dil uzatan meczupların sayısında bariz bir artış meydana geldi. Sosyal medyada bu tür paylaşımların artık daha cesurca yapıldığına tanık oluyoruz. Yapılacak en doğru iş, bunlara yine hakaretle karşılık vermek yerine halka doğrusunu anlatmak olacaktır.

Şimdi yeni Osmanlıcılık yapanlar, sanki bu dönemde her şey mükemmelmiş, din hizmetleri de mükemmel veriliyormuş havası yaratıyorlar. Bazı gerçekleri rakamlarla ortaya koyalım. Osmanlı nüfusunun yüzde 90’ı köylerde yaşamaktadır.  Osmanlı döneminde köy sayısı 40 bin iken cami sayısı sadece 10 bindir. Camilerin büyük kısmı şehirlerdedir, ancak çok büyük köylerde cami bulunmaktadır. Dolayısıyla halkın yüzde 90’ı dininden diyanetinden habersizdir. O dönemin camilerinde görev yapanların büyük bölümü okul görmemiş alaylı diye tabir edebileceğimiz kişilerdir. Dolayısıyla topluma din diye hurafeler anlatılmaktaydı. Tarikatlar ve cemaatler ise dini kendi çıkarlarına göre çarpıtan, dini sömüren müesseseler haline gelmiş, yozlaşmışlardı.

Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra, halkın dinini doğru öğrenebilmesi için birçok adım attı. Atatürk’ün din alanında yaptığı yeniliklerin tamamını halk kabullenmiştir ve kurduğu kurumların tamamı ayaktadır, yaşamaktadır. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9-1-1Dün Madımak katliamının yıldönümüydü. Madımak faciası, toplumsal nefret ve cinnet konusunda dünya tarihine geçecek vakalardan biridir. Karanlığın aydınlanması için kendini meşale edenlere selam olsun.

Didim Özgürses yazılarıma yeniden başlarken e-posta adresi bırakmıştım. Dün, yani Madımak faciasının yıldönümünde Didim’de yaşayan başörtülü bir kardeşimden mesaj aldım. Kariyer sahibi bu kardeşim, bulunduğu bazı sosyal ortamlarda, hemşerileri, akrabaları tarafından yadırgandığını, ötekileştirildiğini ve yalnızlaştırıldığını belirtiyordu. Şimdi bazıları bunun kendi kuruntusu olduğunu da düşünebilir. Böyle bile olsa, kendisini bu şekilde hissetmesi çok üzücüdür.

Kaldı ki bu kardeşimi en iyi anlayan ve bundan üzüntü duyanlardan biri benim. Maalesef toplum olarak tahammül duygumuzu kaybettik. Farklı şekilde de olsa bu duyguyu çok yaşadım. Mesela muhalif kitaplar yazmaya başladığımda, şimdi yandaş medyada olan birçok arkadaşım benimle selamı sabahı kesti. Bunların pek çoğu da cemaate mensup gazetecilerdi. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9-1-1Hüseyin Özalp

Didim’de yıllardır gazetecilik yapan ve Özgür Ses’i büyük fedakarlıklarla bugüne kadar yaşatmayı başaran arkadaşım Mustafa Öge aradı. Artık yazı yazmadığımı söyledi. O gün sosyal medyada şöyle bir paylaşımım vardı:

“Ankara’nın göbeğinde oyumu kullandım. Sandığımda sayım biter bitmez sonucu paylaştım. Paylaşım yaptığım saat 17.03 idi.

Ben paylaşımımı yaptığımda “Türkiye geneline bak” yorumları yapıldı. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Atatürk’ü sahiplenmeye elbette en fazla devrimcilerin hakkı vardır. Çünkü kuşkusuz Atatürk, tarihimizdeki en büyük devrimcidir.

Elbette Marksist devrimcilik ile Atatürk devrimciliği farklıdır. Ancak önemli ortak noktaları ikisinin de emperyalizme karşı olmasıdır.

Bu yüzden emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmaya çalışan bütün ülkeler ve liderler Atatürk’ü örnek almışlardır.

Bu yüzden Atatürk’ün yurtdışındaki belki de tek anıtı, dünyanın son sosyalist ülkelerinden biri olan Küba’dadır. Bu yüzden Che Guavere’nin çantasında nutuk taşıdığı rivayet edilir. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Genellikle bu köşede AKP’ye yönelik eleştiri içeren yazılar okuyorsunuz.

Ancak bu kez AKP’nin önemli bir başarısından söz edeceğim.
Böyle önemli bir başarıya AKP dışında hiçbir iktidar imza atamazdı.
Sizi AKP iktidarının ilk yıllarına götüreyim.
Sistemin çarpıklıklarını ve önceki iktidarların yanlışlarını kullanarak mağduriyet edebiyatı ile iktidara gelen AKP, ABD-AB ve toplumun önemli bir kesiminin desteğiyle, herkese daha fazla özgürlük ve demokrasi vadediyordu.
2003 yılında Sabah gazetesinin AKP ve Parlamento muhabiri olarak çalışıyordum. 19 Mayıs Gençlik Bayramı törenleri Hipodrom’da yapılıyordu.
Bu törenler sırasında, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, stadyumlarda askeri geçit törenleriyle yapılan milli bayram kutlamalarının otoriter devlet anlayışının ürünü olduğunu söyledi. Faşist İtalya’dan alınan bu kutlama şeklinin terk edilmesi ve bayramların halka maledilmesi gerektiğini vurguladı. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Anıl Çeçen Hoca ile tanışıklığımız Ankara kitap fuarında başladı. Ulusal Sol adlı kitabının yeni baskısını Tanyeri Kitap yayınlarından çıkardık.

Kitap çalışmaları nedeniyle defalarca görüşmelerimiz, etkinliklerimiz oldu. Anıl Çeçen’i ofisinde her ziyaret edişimde, ilginç ve farklı karakterlerle tanıştım.
Katıldığımız etkinliklerden biri, 2013 yılı Eylül ayında Didim Belediyesi tarafından düzenlenen Didim Barış Şenlikleri’ydi. Prof. Dr. Anıl Çeçen, İlhan Selçuk’un teşvikleriyle yazdığı “Ulusal Sol” kitabını imzalıyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yargılanması hakkında kararlarından sonra soruşturma üzerine soruşturma geçiren Osman Kaçmaz da yaşadıklarını kaleme aldığı “Linç” adlı kitabını imzaladı. Sözcü gazetesi muhabiri Ali Ekber Ertürk gezi olaylarını gün gün anlattığı belgesel nitelikteki “Güneşin Evlatları-Bir Direniş Efsanesi” adlı kitabıyla okuyucularıyla buluşmuştu. Benim de “Son Kale-Kuşatılan Yargı” ve “AK ASKER” adlı kitaplarımla katıldığım imza günü etkinliğimiz oldu. Eşim Avukat Meral Tanyeri Özalp de üç gün süren etkinlikler boyunca bize eşlik etti. Bu sürede Anıl Hoca ile derinlemesine ülke ve dünya meselelerini konuşma imkânı bulduk. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Bu yazımda da size etkilendiğim bir filmden bahsedeceğim.

Bilgisayar biliminin kurucusu sayılan İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog Alan Turing’in yaşamını anlatan 2015 yapımı The Imitation Game (Yapay Oyun) filmi, Türkiye’de de Enigma adıyla gösterildi.
Alan Turing, İcat ettiği bilgisayarın atası sayılacak makine ile Nazilerin, Enigma olarak adlandırılan şifre sistemini çözüyor. İngiliz hükümeti, Enigma’nın deşifre edilmesiyle sağlanan istihbaratı önemli bir strateji geliştirerek kullanıyor. Almanların özellikle büyük baskın operasyonlarına karşı müttefik güçlerini uyararak önlem alınmasını sağlıyor. Birçok saldırı ise şifre sisteminin çözüldüğü anlaşılmaması için görmezden geliniyor. Sonra bu operasyonların farklı kaynaklardan haber alındığı bilgilerini yayıp sızdırıyor.
Yıllar sonra Turing makineleri üzerine yapılan araştırmalar, bilgisayarın doğmasını sağlıyor. Ancak benim üzerinde durmak istediğim konu bu değil, bu daha çok bilim insanlarının incelemesi gereken bir alan.
Turing, hükümetin kontrolündeki gizli projesini büyük zorluklarla yürütüyor. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Cemil Çiçek’in unutamadığım bir sözü vadır: “Benim tek seçmenim var. O da partimin genel başkanı.”
Sistemin çarpıklığını anlatan bu söz, Cemil Çiçek’in siyasette nasıl bu kadar uzun süre kalabildiğini de açıklamaktadır.
Türkiye’de siyaset sistemi zaten öteden beri tek adam üzerine kuruludur. Siyasi partilerin milletvekili, belediye başkan adaylarının belirlenmesinde son söz genel başkanlara aittir. Partinin yönetim kademesindeki kişilerin bile listeye girme konusunda hiçbir garantisi yoktur.
Bu yüzden siyasetçi halk için çalışmaz, genel başkanı için çalışır. Siyasetçinin seçilebilmesi için memnun etmesi gereken tek kişi vardır. Halkın memnuniyetini sağlamış olsa bile o tek kişiyi memnun edemediyse seçilmeyi bir yana bırakın listeye girmesi bile mümkün değildir.
Türkiye’de siyasetin ve halk iradesinin güçlenebilmesi için bu çarpık sistemin değişmesi temel şarttır. Adayların ön seçim ile belirlemesi ve genel başkanın bu konudaki yetkilerinin en aza indirilmesi sağlanmadan sağlıklı bir demokrasiden söz edilemez. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

9 (1)Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın valilere yaptığı konuşmayı baştan sona izleme talihsizliğini yaşadım.

Önce ABD’ye verdi veriştirdi, sonra hükümetin izlediği dış politikayı eleştiren profesörlerden söz etti ve bunları televizyonda dinlerken nefret ettiğini söyledi.
Ardından gezi olaylarında kendisine muhalefet eden kitleye sözü getirdi. Duvarlara yazılan, “Zulüm 1453’te başladı” diye düzmece bir slogandan bahsetti.
Ardından da gezi eylemlerine katılan ve destek verenleri, kısacası bütün muhaliflerini “Bizans’ın torunları” ilan etti.
Bu söylem bile dış politikada izlenen gerginlik politikasının, iç politikadaki sıkışmışlığın ve çıkmazın sonucu olduğunun göstergesi.
Erdoğan, anayasa referandumunda da aynı taktiği kullanarak meyvesini aldı. Bir yandan Batı düşmanlığı ile muhafazakâr oyları toplarken diğer yandan hayır cephesini topyekûn terörist ilan etmekten kaçınmadı.
Bizans torunları konusuna gelince, söylenecek çok söz var. HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Bu alana Reklam Verebilirsiniz DİDİM ÖZGÜRSES GAZETESİ Telefon: 0 533 591 72 59

Çizerimiz

Mehmet TEVLİM

Köşe Yazarlarımız

Erdoğan ŞAHİN

Kaya ÇETİN

Cengiz KOÇ

Mustafa ÖGE

Bülent ELDEN

Aydın KÜÇÜKAL

Zeki SARIHAN

Doğan GÜNEŞ

Yunus LENGERANLI

Özgür YAVUZYILMAZ

PROF. DR. AYDIN FINDIKÇI

Murat KAFADAROĞLU
Adnan GÜRKAN
Zeynep KULAKÇI
Şükrü KUNDAKÇI
Haydar PINARBAŞI
Hüseyin ÖZALP
Türker ERTUNCAY